8/6/2009 - BİR KAHVALTI
 -------------------
saat 6.30! günaydın sevgili Mr.New...
---------------------------------------------------------
uyanır genç adam her sabahki gibi. yatağın ne tarafından kalktığı hiç bir zaman önemli olmadı onun için, olmayacaktı da. ayakları yatağın üzerinden zemine değene kadar önce üstüste fırlatılmış kıyafet dağının içine saplandı. sonra zemini bulabildi ve rahatladı. gözleri hala yarı açık veya hala yarı kapalı, hangisi olmalıydı bilmiyordu, ayaklandı.
artık rengi solmuş fakat bir zamanlar büyük bir keyifle su yeşiline boyanmış duvara yaslandı, saate baktı.
-----------------------------------------------------------------------
6.34! tebrikler Mr. New...
-------------------------------------------------------------------------
gözlerini kapattı ve bir iki dakikalığına ayakta bekledi gelecek olan uyandırma perisini. neden sonra açtı gözlerini ,peri filan yoktu,ve sessizce küfür etti. o bile duymadı ne dediğini.
kapıdan çıkıp,sağ tarafa döndü. koridorun sonunda olmalıydı banyo,öyle sanıyordu. oysa koridorun sonuna vardığında banyonun diğer tarafta olduğunu hatırladı. yine bir küfür ederek,bu seferki öncekinden daha yüksek sesliydi,sadece kendisi anlayabildi yine de, yürüdü.
aynayla gözgöze geldi kapıyı açar açmaz. ne var dedi içinden. ne bakıyorsun?
kendisi olduğunu anladı vebir an için midesi bulandı. çirkin bir adamdı karenin içine sığmaya çalışan. güneş omuzlarına vuruyordu,çıplak teni sanki ucuz bir çamaşır suyu üzerine dökülmüş gibi,yer yer ağarıyordu.
musluğu açtı,akan suyu izledi bir müddet. bir sabah için fazla hareketli akıyor bu su dedi. oysa kendi uyuşukluğunun farkında değildi, ya da farkındaydı fakat umrunda değildi. ------------------------------------------------------------------------------------------ çoğu kez acı çekiyormuş gibi yaparız, duygularını sömürürüz insanların,oysa herşeyin yalandan olduğunu, sonucun ne olacağını biliriz. ve sonunda çok üzüldüğümüz bir mevzunun aslında gidişatından sonucu biliriz, ama insanlıktır işte bizdeki, rahatımız bozulmasın diye kabuslar görür, ağlayıp zırlar, yine de kendim yaptım diyemeyiz.
-------------------------------------------------------------------------------------------
ama o bizden farklıydı işte bu yüzden rahattı. hiç bir şeyden korkmadı kaybedeceği, çünkü hiç bir zaman hiç bir şeye sahip olmadı. hep bir kadını bir gecelik sevdi, aldığı nefesi hemen geri ödedi, evindeki masanın bir ayağını kırdı ve çöpe attı,bir gözyaşının iki damlasını hayata verdi, ikibin tanesi içinde kaldı.
hiç bir şey benim demezdi. hiçbir şey onun değildi çünkü,bilirdi. --------------------------------------------------------------------------------------------
musluğu kapattı. ellerini saçlarına sürdü hiç olmazsa bir iki dakikalığına ferahladı. odasına geri döndü. kıyafet dağına bir tekme attı ve sol tarafa yatan koyu lacivert, dizleri aşınmış pantolonu aldı eline. yatağa oturdu ve bacaklarını geçirdi kumaşın içine. yatağa geri uzandı ve gözlerini tavana dikti. tavanda çizili güneşi izledi. güneşin yanına yapıştırılan fosforlu yıldızları. tavanın çaprazında duvarda asılı duran film afişine baktı. sırtını döndü odaya, onun olduğunu sanan her şeye siz benim değilsiniz der gibi. pencereye bakıyordu gözleri, perdeyle cam arasına sıkışmış küçük kara sineğe. onu izledi bir müddet. bedeninin üçte ikisi gözlere sahip yaratığa aşık oluyordu sanki, gözlerini ondan alamıyordu.
sonunda onu tuzağa düşürdü ve tam üzerine elini yapıştırdı. sevdiği şeylerin bir an önce ortadan yokolmasını isterdi, çünkü bilirdi,sevmek zayıflığı yanında getirirdi.
avcunu duvara sürttü, kurumuş kan lekelerinin yanına yenisi eklenmiş oldu böylece. yeniden kalktı yatağın bu sefer daha hızlıydı. kapıdan çıkarken saate baktı tekrar.
----------------------------------------------------------------------------------------------------
7.03! geç kaldınız yine Mr.New....
---------------------------------------------------------------------------------------------------
mutfağa gitti yeniden, kapıdan çıkınca sol tarafa dönüp koridorun sonuna gitmeliydi. adımlarını saydı; 1 2 3 3/5
sendeleme söz konusuydu çünkü
4 5
ve işte buradaydı. tezgah üzerindeki yemek artıklarını eliyle yere fırlattı. su ısıtmaya başladı makinede. dolabı açtı ve lanet olası 3 aydır yiyemediği peynir yine ona göz kırpıyordu. seni bugün yiyeceğim dedi peynire ve alıp onu masaya koydu.
su ısındı ve çayını demledi.
bir sigara çekti raftan,ocaktan yaktı ve elini tezgaha dayayıp balkondan sokağı izlemeye başladı.
okula giden çocuklar,işe giden büyükler...
omzunu silkti ve çayını bardağa doldurdu.
ince belli parlak bir bardak...
bir sabah için fazla güzel, fazlasıyla özenleseçilmiş.
masaya oturdu. bardakla göz göze geldi. öyle durma karşımda dedi ve aldı onu kenara koydu. peynire çatalını batırmaya çalıştı,olmadı.
peynir hayli sertti. peynir fazla sertti. peynir artık taş olmuştu.
zorladı, çatalı itti. olmuyordu. en sonunda peyniri eline aldı ve ısırdı. koca bir dilim kopmuştu,çiğnemeye başladı. peynir lastiğe benziyordu, bitmiyordu, sanki çiğnedikçe daha da çoğalıyor, konuşmaya başlıyor dudaklarının kenarında yürüyordu.
sinirlenmişti ve bardakla göz göze geldi. duman çıkıyordu içinden. bana böyle bakma, seni öldürürüm dedi bardağa peynirleri ağzından saçarak.
bardak oralı olmadı, gözlerini dikmiş ona bakıyordu. sana ne diyorum?öldürürüm diyorum. çevir başını.
bardak inatlaşıyordu. kımıldamadan duruyordu.
adam peynirleri tükürdü bana bak dedi bardağa, adam gibi duracak mısın yoksa seni öldüreyim mi?
bardak gülümsedi,öldüremezsin ki salak dedi adama.
adam koşar adım odasına gitti çekmeyi açtı vfe silahı eline aldı. mutfağa geri geldiğinde bardak hala sırıtarak ona bakıyordu.
öldüremez miyim?bak şimdi seni nasıl öldürüyorum!
-çok komiksin dedi bardak. korkmuyordu,kımıldamıyordu.
lanet olsun kımıldasana yerinden öldüreceğim seni dedi adam.
bardak sırıtıkça sırıttı, dumanlar büyüdükçe büyüdü.
adam kararı vermişti. gözlerini kıstı, tetiğe dokundu ve yere yığıldı...
--------------------------------------------------------------------------
saat 7.30 hoşçakalın Mr.New....
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
2/3/2009 - SORGU
 sorgu.
sakindim.evden çıktım. acelem yoktu,yavaş adımlarla yürüdüm yolsa. bir de güzel bir yağmur. harika harika, ölüm olacağı günler yağmur yağması ne hoş,kan akıp gider.
akşama kadar gezindim durdum,köprüye gittim. denize baktım,yürüdüm,koştum. yeni bir paket sigara aldım ve benzini bitmiş zippoyu eski bir evin bahçesine fırlattım. yaklaşık yarım saat önce süslü bir zengin piçinden çaldığım pembe barbieli zippoyu çıkardım cebimden.
barın önüne pineklendim. çıkışını beklemeye başladım.
henüz yarım saat vardı gelişine. bu arada düşünebilirdim. hayatın değişmesine 5 dakika yetiyorken 29 dakika 53 saniuye de herşeyi değiştirip yeniden şekil verip yeniden bozabilirdim.
bardan gelen elektro gitar sesi altında eziliyordu kahkahalar, kalabalık,kara bir eylül akşamı,şubat gecesi,aralık sabahı. her ne haltsa. beni ilgilendiren kısmı,birilerinin hayatının değişecek olmasıydı.
kapıdan çıktı
sinirli,hareketli sessiz.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
artık yoruldum. sürekli yarını dşünmekten. bu gece bitse herşey,herkesin kahrı bitse. sabah uyandığımda yeni bir dünyaya doğsam,tanımadığım insanların olduğu...
keşke...
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
onu takip ettim. bacakları yürürken birbirine çarpıyordu. sigarasını çıkardı cebinden. adımlarını hızlandırdı. eve gidip uyumak istiyordu belli. sola döndü. yolun başında dikilen çocuklardan mal aldı. çantasına atıp,yürümeye başladı tekrar. koşturmak zorunda kaldım. gençti,hızlı yürüyordu. ben ise aksıyordum.
ses çıkarmadan onu izledim. nefes alışını duyabiliyordum ıssız parkın yanından geçerken. o da benimkini duyuyordu sanırım,duraksadı,gerisin geri döndü. bakındı,göremedi. eğilmiş ve ağacın yanına çömelmiştim.. ayaklarından geriye doğru yürüdüğünü anladım. cebinden bir bıçak çıkardı ve yürümeye başladı tekrar. sımsıkı tutuyor bıçağı görüyordum.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
lanet olsun,yağmurlu havalardan nefret ediyorum.kasvetli,hissiz,yüklü. zahmetli,yorgun,asabi. bir an önce uyumam gerek,bir an önce.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- apartmana girdi. eski püskü,4 katlı bir apartman. katlarının çoğu oda olarak kiraya verilmişti. standart eşyaların bulunduğu odalar,ucuzdu diğer kiralık evlere göre.eskiydi,kalorifer i yoktu,soğuktu. ısınmak için 3 yorgana ihtiyaç duyarsınız böyle odalarda. elektrikleri her zaman kesik olur,mum ışığı dışarıdan aldığınız yemeği sehpanın üzerinde yerken size yardımcı olur,romantiklik katar.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------bu evde yaşamak istemiyorum. buraya ait değilim. zengin olmaktı benim hayalim. zırvalık zırvalık uydurma saçma ne işim var benim bunlarla?
uyandığımda yeni bir dünyaya doğsam keşke, ah keşke....
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------binaya girdi. kimse yoktu. sadece o,odaların sahibi 70lik bir adam ve genç-motorcu bir çocuk kalıyordu binada.çocuk sevgilisyle odadaydı. bombalar opatlasa duymazdı. --------------------------------------------------------------------------------------------------------------------arkasından hızla binaya girdim. ışığı açmasına fırsat bırakmadan bacağına sapladım bıçağı.kuvvetli bir çığlıkla geri döndü.elindeki bıçağı mideme soktu. çevirmeye başladı. içimi delşiyordu. güçlüydü sandığımdan, bıçağı bacağından çıkarıp kalbine soktum. kolumu tutan el,sertliğini yitirdi. yavaş yavaş bana tutunmaya başladı ve sonunda yere düştü. ara sıra irkiliyor,ağzında biriken kan dışarı fışkırıyordu.
pembe barbieli zippomu çıkardım. yüzüme tuttum. gözleri fal taşı gibi açılmıştı.birşey söylemek ister gibi hareketlendi dudakları. bacağımın acısını unutup,eğildim,dudaklarından öptüm ve zippoyu saçlarının üstüne koydum.
samson ve delilah hesaplaşması. --------------------------------------------------------------------------------------------------------------------binadan hızlıca çıktım,topallayarak koştum,önceden park ettiğim arabama bindim ve uçuruma sürdüm. kahkaha atarak ve şarkı söylerek...
intikamın alındı samson ya da delilah ya da her ne boksanız...
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------sorgu: insan birşey dilerken dikkatli olmalı!
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
4/2/2009 - yüzleşme bir yüzsüzle

sessizlik... ürkütücü olabiliyor böyle bir zamanda. Ard arda, nefes almadan konuşması gereken bir ruhun,sessizliği,tehlike çanlarının korkutucu sinyallerini yayıyor üzerime. Göğsümü dövüyor kalbim,sus! diyor içimdekilerden biri... Us! gözlerinde sadece karanlık kaplı olan karşı tepkide,us eksik kalmış an itibarinde...
yakalanım! yaklaşım!
SEvgiyle yaklaşma,uyarı etiketi asılmış yüzüne. Yaklaşma,yokedebilir kendini, Yaklaşma yakabilir bedenini!
kazanım! kandırılmak!
aynı kapıya çıkan iki uzun koridor. Tıslamayla teslim olan bedenin korkutucu ürkekliği. Melankoli! yuh! binlerce beden arasında hissetmek kendini,ruhsuzların yanında. Konuşmak onlarla, Bayram ziyareti.
peh!
nerede çaylar ve bisküviler. saat 5. 5çayı?
yok!
5 kurşun.
yeterli değil.
hakem start işareti,sıkıyor bir tanesini bir kadının başına, başla!
uzun bir maraton,yakalayabilmek için ruhu,uzun yolun sonunda...
ten! ter! inanılmaz bir -yaşam arzusu- kokusu, pes eden iç organların acıttığı bir -dünya- dokusu.
eylem! isyan!
varolanların özünde varolmayanların düşüncesi. her bir davranışın, yazılmış bir senaryoda kalması, tanıdık bir film sahnesi.
dejavu?
angarya.
pişmanlık. bilemezdim.
göremezdim.
itiraz! bilirdin,görürdün.
itiraf! bilirdim,görürdüm.
meraka,meraklıdır insanoğlu! gitme denilen yere gider, etme denilen -eylemi- eder.
ana karnında yutulmuş bokun cenabetliğini temizlemeye çalışır evlat, ana baba kan bağı nefret-sevgi arası 3 yukarı 5 aşağı...
durum! düzen! böyle gelmiş,böyle giden...
iftira!
bir ölüm takıntısı! yaşamak bir nefes alma eylemidir. şişp inen bir diyafram
fikirdir her saniye adım a d ı m doğranan...
yalnızlık! korkular!
yüzleşemediğin,o,en sevmediklerin, yazmayı hep hayal ettiğin o en güzel şiir, sevgini itiraf edemediğin o en güzel kadın-erkek, asla yüzlerine yumruğu indiremediğin sevdiklerin, -keşke- katili insan, -keşke-lerin anası, keşler...
alevler,dumanlar ard arda yakılan sigaralar, çakmak taşı sesleri fred çakmaktaş!
dogmatik. alenen fail. meçhulü sen! kurbanı sen!
urgan sen!
korku! yalnızlık! melankoli! muhtaçlık!
ay ışığı. kurtlara dönüşecek birazdan,adem bozmaları. elmayı yiyecek Havva,cennetimize gelecek...
yalanlar! dolanlar! dolandırılan uzun bir labirent,peynir peşinde çaresizce,koşup duran fare misali insan.
adı ne? adı ne?
bu çaresizliğinin adı ne?
dolandırıcı ruhlar. kandırıcı bakışlar. mızıkçı veletler,çocuk arkadaşlar.
benim arkadaşlarım geçmişte kaldı,hepsi çocuk başlıydı.
büyüyeni olmadı benimle beraber...
adı ne? adı ne?
itiraf et,korkma...
"cehennem aslında yoktur,insan ateşini yanında götürür." unutma...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
31/1/2009 - PİÇLER
 karanlığın çöktüğü bir mahzene doğru adımlarımı sıklaştırdım. hayır,tepesinde çanların çaldığı bir kiliseye doğru yanaşmıyordum. terkedilmiş tüm piç sokak çocuklarının mesken tuttuğu barınağa doğru ilerliyordum. bana şimdi güzel bir yalanı kim söyleyebilir?dünyanın pek bir adaletli olduğunu? buna hangi adaleli beyin cesaret edebilir gecenin bu vaktinde,sokak köpeklerinin bile uğramaya korktuğu bu cehennemde? zavallı Safiye... yakalanmış bugün polise,çalarken bir kadının çantasını. dönüşte büyük dayak bekliyor onu barınakta. ağzından,burnunda ve kulaklarından kan getirecek Reşad. belki ucu çivili sopayla döver,kimin umurunda.
pisliğiz ya biz,hani sizlerin temiz dünyalarında,bizler birer tükürüğüz,yüzlerinize fırlatılan. korkup kaçtığınız arka sokaklardan, baliciler takımı,ayak takımı... sizin çocuklarınız çok daha dürüst,çok daha akıllı,ah hangi asalak inkar eder ki bunu? oysa bizler sizin,kendinizi biraz daha temiz,olmadığınız kadar masum hissetmeniz için büyük şehirin içine çektiği dumanın üfürülmesiyiz. bizler sizin için terapiyiz tıraş kolonyası kokan yüzünüzde, allık fırçasının darbeleriyle şekillenen teninizde...
peki şimdi kim söyleyebilir bana adalet olduğunu bu dünyada? Reşad...günahkar adam. torbacılık yapıyor HacıHüsrev de. ve Gülseren...Tarlabaşında çalıp kaçıyor cüzdanları. Reşad bu kadar parayı ne yapıyor bilmiyorum... sigara bile içmiyor,içki dahi içmez... Küçük Mehmetin dediğine göre paraları yakıyormuş. salak mı bu adam diyorum bazen içimden. Ama Reşad deli gibi zeki. Zehir gibi zeki. annen baban nerede diye sordum geçen gece çocuklar uyuduktan sonra. cehennemin dibindeler dedi bana. yetiştirme yurdundan kaçmış Reşad. anası babası olmamış hiç. küçükken kavga ederdik yetimhanede,herkes birbirine piç derdi. alınmazdı kimse.çünkü gerçekti... üzüldüm haline. çocukları çok dövüyorsun dedim. akıllansınlar,öğrensinler çalmayı istiyorum dedi. bunun yanlış olduğunu,aslında bir çoğunun okula gitmesi gerektiğini,aralarında zeki çocukların olduğunu söyledim. sen ne kadar da iyimsersin böyle dedi. okumuş kızsın,bilmen lazım. bir şehir büyüyorsa,medeni oluyorsa,pisliğide büyümeli... bak buraya,şu insanlara,dükkanlara,medeniyetin merkezi..haydi cesareti olan gezin gece bu medeniyet merkezinde. bana sakın kamu hizmeti yapıyorum deme dedim. bak bana,biz satmazsak başkaları satacak,biz çalmazsak başkaları çalacak.sen anlayamazsın bunu,sen bilemezsin. çünkü sen düştüğünde annen kolundan tutup kaldırdı,çünkü sen karnın acıkıp ağladığında annen seni anladı,doyurdu karnını. biz düştüğümüzde tekme yerdik sırtımıza,acıktığımızda sopayla vururlardı kasıklarımıza. kinimin dinmesi için zehirlemeliyim,zehirlenmeliler. anası babası olan çocuğa sahip çıksın anası babası. ben mi düşüneyim onun sağlığını?
Reşad,dedim,aslında iyi birisin...bunu biliyorum...bunu anlıyorum...
saçmalama,iyi mi?bizler bokun pençesindekileriz ve kendi pisliğimize insanları çekeniz. git burdan burası yakışmıyor sana, çık kapıdan dışarı,uyurken dinlediğin masalları anlatma bana. burası gerçek dünya,dünyanın gerçeği burası. çık Vera uzaklaş bu çamura bulaşma...
mehmet,mehmet çok hasta,onu götürebilir miyim dedim. Gerisine döndü,uyuyor çocuk dedi. ateşi vardı ama dedim. heyecanlandım. gittim. mehmet,yırtık kazağının koluyla silmişti burnunu. gözleri hala yaşlıydı. ama kalbi atmıyordu. donakaldım...
Reşad sakindi. git yaz bunu Vera dedi. dramatikleştirmeden...
yaz ki,kıymetini bilsin insanlar birşeylerin, yaz ki uğrunda endişelensinler sevdiklerinin. ve git Vera git artık durma...
kapıdan çıktım. koşa koşa uzaklaştım. kalbimin atışını duydum aklımın içinde. yokuşun başına geldim. gerime döndüm. yere çöktüm ve sabaha kadar ağladım...
ağlamaktan başka hiçbir şey yapamazdım...
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
27/1/2009 - solo güzellik
küçük kızımla oturduk,düşündük dün gece. biz güzeldik gerçekten,birbirimizle konuşmadan,sarılıp oturmuş halimizle. ben onun gözyaşlarını sildim yanaklarımdan,o benim acımı aldı damarlarımdan. bir kaç mum yaktım onun için,bir tütsü yanına. -ben karanlığım Vera. ben güzel değilim. Sen bile istemiyorsun beni bazen,baksana. söylediği doğru değildi, bazen sadece onu değil,hiç bir şeyi istemiyorum yanımda.fakat onun içimde olduğu gerçeği,onu kendimden soyutlama ihtimalimi sıfıra indiriyor. küçük kızım,dün gece tüm hazırcevaplığından uzaktı. herkesin küçük kızından farklıdır zaten oldum olası. ukala değildir,suçlamaz beni. herkesin çocuğu kendine benzer. o da benim gibi,kah güler yanımda,kah ağlar. gözyaşları mavidir,saçları gibi. -karanlık değil,mavi bir kızsın sen. üstelik seni seviyorum ben. -sadece senin görebildiğin bir mavilik. -bana bak dedim.ne bu kaygın?başkalarının da seni görmesini ve sahiplenmesini mi istiyorsun? -hayır hayır dedi. -sen güzelsin,sana yakışmak istiyorum. ben miyim güzel olan? sanırım küçüğüm,benimle dura dura bana benzedi.insan içine çıkmıyor hiç. gördüğü tek kadın ben olsam gerek, sen güzellik görmemişsin dedim. bak küçüğüm,ben hep sorun çıkarandım.sorgulayandım.gereksiz triplerin adamıydım. konuşandım,susmayanım. sustu,mumun birini üfledi. uyuman gerek,sana birşey göstereceğim rüyanda dedi. uyuyamam dedim.uyumaktan korkuyorum. yanındayım desem,güç verir mi sana bu?
gözlerimi kapattım,saniyeyle bir rüya görmeye başladım. bir yolun kenarındayız. bize doğru koşan biri var. erkek belki de,ya da bir kadın. yanına geldiğinde ona dokun dedi. yanımda durdu gölge,ona dokundum. renk değiştirmeye ve o an hayal ettiğim şey ne ise,ona dönüştü. karşımda Stain. gözleri soğuk. belli ki hala kızgın,elimi çektim. Stain bakıyordu bana,geri çekil dedi hiddetle. koşup uzaklaştı.
uyandım birden,gözlerim ıslaktı. ne diye bunu bana gösterdin dedim.ne geçti eline? hiç bir şey dedi.
bak,seninle varolan düşüncelerin,sen olmasan da devam ediyor. seni seven insanlar,seni bırakıp gidiyor. onların gözleriyle gördükleri şeyler de yalan. ama içini görebiliyorum Vera,sen çok güzel bi kadınsın.
güzellik yarışmasında derece alamazsın ama,görmeyi bilen için en harikasın.
sanırım senin uyuman lazım,saçmalıyorsun dedim. mumları üfledik, sarılıp, uyuduk...
sabah uyandığımda gitmişti,yanıma bir ayna bırakarak. deli kız...
bu akşam yine gelir.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
vera!
günah işlemekten korkan,dünya mahkumu melek anlamındadır arapça da.rusların inandığı üç büyük tanrı dan biri.ve dünyadaki en güzel aşkı tadan kadın nazımın sıcağında...
Kategoriler
Arkadaşlarım
paracelsus dc kızıltaşApiş Blogcu Yardım
|